AIKIDO = UYUM - RUH - YOL

<< Geri

İzlenimlerim devam ediyor;

İlk başlarda aikido’ya olan ilgim sadece cumartesi ve pazar günleri kızımı dojoya getirmekle ve birazda sağlıklı bir beden kazanmak isteği ile bağlantılıydı. Fakat Uzakdoğu sporlarının o çekici yanına olan merakım her zaman vardı. Bizler ne de olsa Bruce Lee filmleri seyrederek büyümüş bir nesildik. Ve başladım…

Fiziksel olarak çok güzel, estetik bir spor diye düşünüyordum. Daha önceleri (çok gençken “16-17” yaşlarında) çeşitli sporları yaptığımdan çok zorluk çekmedim. Fakat aikido’ya devam ettikçe bir şeyler değişiyordu. Eskiden kalan bel fıtığımdan dolayı bazen kötü havalarda zorlamalar, ağrılar oluyordu belimde ve bacaklarımda… Bu şu anda tamamen geçti! Duruşum, davranışlarım ve etrafa bakış açım değişmişti. Sebeplerini tam olarak bilmediğimden ve daha çok bu değişimin yaşım ve çevre ile alakalı olduğunu düşündüğümden önceleri Aikido ile bağdaştırma ihtiyacı duymadım.

-  Yaşımı yazmıyorum, herkes hissettiği yaştadır.

Aikido yaparken tek bildiğim; her şart altında, her türlü saldırı karşısında, karşı tarafın donanımı ne olursa olsun ona karşı gelinebilecek bir durum oluşturmanın mümkün olduğudur. Antrenmanlarda bunu çalışıyorduk. Ama antrenman yapmadığım zamanlar dahi bunu alışkanlık edinmeye başladığımı fark ettim. En azından bilincine varmıştım. Saldırı illa ki elinle baltayla gelen bir kişiden olmuyordu fakat bir söz, bir davranış ve belki bir çıkmaz gibi gözüken bir durum. Dojo ’da  ukeyi karşılarken tai-sabaki ile yanından geçip onunla aynı yöne bakabilmek ve ondan sonra uygun görülen ki o an için birden fazla alternatifi olan teknik ile tamamen kontrol altında bir sonuca götürmek. İsterseniz öldürürsünüz, isterseniz sakatlarsınız, isterseniz sadece rakibin canını yakarsınız veya kendinizden uzaklaştırırsınız.

Dojo’ya girdiğimizde devamlı fiziksel antrenman yapıyoruz! Öncelikle kendi vücudumuzu kontrol etmeyi öğreniyoruz. Duygularımızın tamamen kontrolünde olan vücudumuzu kontrol etmeye çalışıyoruz. Mantığımız ile yaptırmak istediğimizi zaman zaman yaptıramadığımız vücudumuzu, zihnimiz (mantığımız) ve vücudumuz (duygularımız) bir bütünlük içinde olması gerekiyor ki biz öncelikle kendimizi kontrol altında tutabilelim. Ukeyi kontrol etmek ancak bu aşamadan sonra düşünülebilir. Eğer bizim kontrolümüz kendi elimizde değil ise, karşı taraf veya durum bizi egale edebilir. Duygularımızın mantığımızın önüne geçtiği anda zihnimiz bulanır ve içinde bulunduğumuz durumun içine çekiliriz; aynen dengemizi kaybettiğimiz anda hareketin içinden sıyrılamayarak ukenin bizi çekip beraber yere çakıldığımız gibi…

Ukemiz, bizim için antrenmanda beklediğimiz şekilde saldırır. Fakat bazen eksik yaptığımız hareketi fark ettiği anda hareketin o anında tüm hareketi kendi avantajına çevirebilir. Samuraylar savaşa çıkmadan evvel sargılı yaralarının sargılarını açarak çıkarlarmış. Sebebi ise aynı ukemizin bizim açığımızı yakaladığında her seferinde oraya aikido’nun doğru saldırı yapması veya o anı kollayıp harekete geçmesi gibi rakibimizin bizim zayıf yönümüzü keşfettiği anda o tarafa yükleneceğidir. Kendimizin zayıf taraflarından bahsederken ikinci kere düşünmemiz gerektiği bizim bu zayıflıklarımızı rakip kullandıktan sonra pişmanlıkla anlamış olmamıza gerek yok; bu alışkanlıktan biraz da kurtuluyor insan.

Bunun mükemmele gitmesi için ise aikido’nun do ‘su (ai: uyum -  ki: ruh -  do: yol) olan yol’u, usanmadan yürümeye devam ediyoruz; değerli hocamız Sn. Zühtü AKILLI ve tecrübeli kıdemli öğrencileri eşliğinde, tarafıma öğretilen her şey için şükranlarımı sunarım.

 

En derin saygılarımla…

 

M. Bora ÇELİKKOL