AKINTININ YÖNÜ

<< Geri

Yaşamım boyunca felsefem, yaşam akışım içerisinde akıntıya kapılarak kaybolup gitmek yerine, yaşamın akışına yön vermek oldu. Girdiğim sosyal ortamlarda, öğrencilik döneminde, iş deneyimi kazandığım dönemlerde ve yönetici olarak sürdüğüm kariyerimde; insanları ve olayları yönlendirdim. Kısacası akıntıya kapılmaktansa suyun akışını yönlendirmeyi tercih ettim. Tabi ki herkes için en iyi olacak şekilde, üslubu gereğince ve hak yememeye özen göstererek.

Bu süreçte özgüvenli ve güçlü bir duruş sergileyerek zaman zaman yaşamın enerjisinin karşısında durarak, zaman zaman suya set çekerek güç sarf etmem gerekti. Allah’a (C.C.) şükürler olsun ki üstesinden gelemediğim bir durum da olmadı. Fakat enerjiye karşı koymak, bazı dönemlerde yorgunluk ve yıpranmayı beraberinde getirdi. Belli dönemlerde dinlenerek üstesinden geldim.

İşte tam bu noktada, Aikido; bana enerjiye karşı güç harcamak yerinde, enerji ile bütünleşerek enerjiye yön verebileceğimi, koşullar ne olursa olsun sarf edeceğim enerjinin dozajını ve niteliğini belirleyebileceğimi, hepsinden de önemlisi her koşulda dimdik ayakta ve sakin kalabileceğimi gösterdi. Üstelik Aikido’nun yolu tüm bunların az yorularak, hatta yorulmadan yapabileceğimi öğretti.

Aikido, kazandırdığı fiziksel güç ve esnekliğin yanında, manevi olarak artan özgüven, fikirlerde esneklik ve enerjiye karşı koymaktansa onunla bütünleşerek ona hükmetme yeteneği kazandırdı. Bu yönü ile Aikido, gerektiği zaman kendimi ve dostlarımı koruyabileceğim, yaşam kalitemi arttıran bir spor disiplini olmanın yanında sosyal anlamda daha sağlıklı ilişki ve dostlukların kurmamı sağlayan bir yoldu aynı zamanda.

Tüm bunların yanında Aikido benim için aile demek, dostluk demek. Çok yorgun olduğumda 2010 yılı kasım ayının bir cumartesi günü, İstanbul Ataköy’den geçerken hep aklımda olan Aikido hakkında bilgi alma düşüncesi beni, daha önce de ilanda görmüş olduğum ve telefonuma kaydetmiş olduğum bir numarayı aramaya yöneltti. Ancak pek çok dojoda içi boşaltılmış ve sadece aidat alma amaçlı olarak yapılan ve süper egoya sahip sensei ‘ler tarafından kişiliğinden uzaklaştırılarak icra edilen savaş sanatları olduğunu bildiğimden temkinli yaklaştım.

Telefonda konuştuğum ses, egosu olmayan, güven veren, düzgün bir kişiydi. Konuşma esnasında karar verdim. Aikido öğrenmek için doğru yerdeydim. Telefonda konuştuğum ve öğrencisi olmaktan onur duyduğum Sensei Sn. Zühtü AKILLI ‘ya “Pazartesi geleceğim” dedim.

Dojoya geldiğimde güvenilir, aikido’ya ve öğrencilerine saygı duyan, teknik bilgisi ve deneyimi bakımından dünyadaki sayılı sensei‘ler arasında bulunan biri ile karşılaşmıştım. Ayrıca ortam da mükemmeldi. İnsanlar, birbirlerine yardımcı olmak için çaba sarf ediyordu. Antrenmanlar ilerledikçe gerek sensei’miz, gerek sempai’lerimiz, tekniklerimdeki açıkları ve zayıf noktaları göstererek bana yardımcı oldular. Gösterilen her eksik, belki ciddi bir durumda hayatta kalmamı sağlayacak bir öğüttü benim için.

Başta sensei’miz Zühtü AKILLI olmak üzere, Asım sempai, Emirhan sempai, Eray sempai, Furkan sempai, Bora sempai, Kasım sempai , Dilara sempai, Gökhan sempai olmak üzere tekniklerimdeki açıkları gösteren herkese teşekkürler. Lütfen açıklarımı göstermeye devam edin ki tekniğimi geliştirebileyim. Aikido, egomu yenerek nefsimle mücadelemde de bana yardımcı oldu. Her eksiğimin gösterilmesinden sinirlenmek yerine mutlu oldum ve mutlu olmaya da devam edeceğim.

Aynı zamanda dojoda çok değerli dostlar kazandım. Başta devre arkadaşlarım, Aslı TUĞRUL ve Faysal YILDIZ olmak üzere dojoda bulunan tüm dostlarımı bu spor sayesinde tanıdım. Hepiniz çok değerlisiniz. İşte ben, bu yüzden 80km.mesafede olan iş yerimden çıkıp üç saatimi trafikte geçirip Aikido İstanbul’a geliyorum.

 

 

Emre ZAİM